Tüp bebek tedavisine başladığımdan bu yana tam altı ay geçti. Bu altı ayın içinde iki taze siklus, iki de donmuş embriyo transferi yaptım. Yani toplamda dört kez 'iki haftalık bekleme' yaşadım. İnsanlar bana 'Hep aynı süreç değil mi?' diye soruyor. Hayır, değil. Her 2WW bambaşka bir hikaye.
İlk bekleyişimde, transferi takip eden gün 'Ben bunu sakince geçireceğim' dedim kendime. Kitap okuyacaktım, dizi izleyecektim, eşimle film akşamları yapacaktık. İlk üç gün öyle geçti. Sonra dördüncü gün başladım vücudumu dinlemeye. Karnımda hafif bir çekilme oldu, 'İmplantasyon mu acaba?' dedim. Yedinci gün memelerimde bir hassasiyet hissettim, 'Olabilir mi?' dedim. Onuncu gün eve giderken eczaneden test aldım, sonuç negatifti. Yıkıldım. Beta günü yine negatifti. İlk başarısızlığım buydu.
İkinci bekleyişe daha hazırlıklı girdim sandım. 'Erken test yapmayacağım' diye eşime söz verdim. İlk hafta sözümü tuttum. Sekizinci gün bir an dayanamayıp banyoda gizlice bir test yaptım. Belirsiz bir çizgi gördüm. Bunu eşimden bir gün boyunca sakladım. Ertesi gün iki çizgi netti. Eşime gözyaşlarıyla söyledim. Beta sonucu pozitifti, 64. Ama dokuz gün sonra düşürdüm. Biokimyasal gebelik dediler.
Üçüncü 2WW'ye girerken bambaşka bir kadındım. Artık vücuduma güvenmiyordum. Her belirti bana 'Yine hayal kırıklığı olacak' diye fısıldıyordu. Bu sefer ne erken test yaptım, ne belirti aradım, ne de kimseyle konuştum. İçimde bir savunma duvarı vardı. Beta günü geldiğinde sonuç negatifti. Hiç ağlamadım. Belki de daha önce çok ağladığım için artık gözyaşım kalmamıştı.
Dördüncü 2WW'de doktorum protokolü değiştirdi. 'Bu sefer farklı bir ilaç deneyeceğiz, immünolojik destek vereceğiz,' dedi. Bu bekleyişte vücudum bana tanıdık gelmedi. Bağışıklık ilacı yan etkileri vardı, yorgun hissediyordum, başım ağrıyordu. Ama içimde bir umut yine titriyordu. Bu sefer kimseye söylemedim, hatta annemden bile sakladım. Beta günü kliniğe tek başıma gittim. Sonuç 218'di. Hâlâ inanmıyorum. İki gün sonra 480'e çıktı. Ultrasonda kalp atışını duyduğum gün eşim odanın dışındaydı, tek başıma duydum o tıkır tıkır sesi.
Dört bekleyişin bana öğrettiklerini paylaşmak isterim. Birincisi, her bekleyiş kendine özgüdür; aynı kadının dört bekleyişi bile birbirinden farklıdır. Hormonlar değişir, ilaçlar değişir, ruh hali değişir. Bir önceki bekleyişten yola çıkarak sonrakini tahmin edemezsiniz.
İkincisi, belirti avcılığı en yorucu zihinsel oyundur. Pozitif bir gebelikte de hiçbir belirti olmayabilir, negatif bir bekleyişte de gerilen memeler, mide bulantısı olabilir. Çünkü progesteron ilaçları zaten gebelik belirtilerini taklit ediyor. Bedeninizin sinyallerini yorumlamaya çalışmak çoğu zaman aldanmaktan başka bir şey getirmiyor.
Üçüncüsü, erken test yapmamak gerçekten daha sağlıklı. İlk üç bekleyişimde çok erken test yaptım ve her seferinde duygusal anlamda yıkıldım. Dördüncüde sabrettim ve sonuç ne olursa olsun, en azından kendi kendime ihanet etmemiş oldum.
Dördüncüsü, başkalarının hikayeleri size yön gösterir ama sizin hikayeniz olmaz. Forumlarda 'Beşinci denemede oldum' diye okuduğumda umutlanıyordum, 'On yıl bekledik' diye okuduğumda korkuyordum. Ama benim yolculuğum kendimindi.
Şu an on dördüncü haftadayım. Hâlâ her ultrason öncesi bir 2WW gibi geriliyorum. Galiba bu duygu hep böyle kalacak. Ama bu kez bir bebeği bekliyorum, sadece bir testi değil.