Eşim Almanya'da bir mühendislik firmasında çalışıyor, ben Konya'da öğretmenim. Üç yıldır evliyiz ve uzun mesafe ilişki içinde çocuk denedik. İki yıllık denemenin ardından doktor bana 'Tüp bebeğe başlama vakti geldi,' dedi. Ama eşim sürekli yanımda olamayacaktı. İşinden ancak transfer ve yumurta toplama günlerinde gelebileceğini söyledi. Aklımda 'Yalnız mı yapacağım bunu?' sorusu büyüdü.
Anneme telefon ettim. 'Anne, ben tüp bebek yapacağım, eşim hep yanımda olamayacak,' dedim. Annem bir saniye duraksadı, sonra 'Ben geleyim sana, kızım,' dedi. Annem altmış iki yaşında, babam yedi yıl önce vefat etti, ablam Bursa'da kendi ailesiyle. Annem aslında Konya'ya geldi geleli on dört ay oldu, evde benimle yaşıyor. Süreç boyunca her gün yanımda kalan o oldu.
İlk randevuya beraber gittik. Doktor protokolü anlatırken annem dikkatli dikkatli dinledi, hatta bir kalemle not alıyordu. Doktorla ben göz göze gelip gülümsedik, çünkü annem sanki tıp talebesi gibiydi. Çıkışta annem bana 'Kızım, iğneleri ben yaparım sana, sen kendine yapamaz mısın bilmiyorum, ben bir köyde komşumun şeker iğnelerini yıllarca yaptım,' dedi. Şaşırdım, çünkü annem bu kadar pratik olduğunu hiç söylememişti.
İlk gece iğne saatim geldi, annem buzdolabından Gonal-F'i çıkardı. Karnımın yanına alkol ile sildi. 'Kızım, derin nefes al, korkma,' dedi. İğne girdi, hiç hissetmedim. O akşam gözlerim doldu. Çünkü babamın olmadığı bu süreçte annem onun yerini de doldurmaya çalışıyordu.
Her sabah ultrasona gitmek için kliniğe birlikte gidiyorduk. Annem çantasını kucağına alıyor, beklerken Kuran okuyordu sessizce. Sekreterler onu tanımaya başlamıştı, 'Anneniz mi?' diye sordular bir gün, 'Annem ve sağ kolum,' dedim.
İlaç dönemi yaklaşık on bir gün sürdü. Bu on bir günde annem bana çorbalar pişirdi, bol proteinli yemekler yaptı. 'Yumurtalıkların büyüyor, vücuda iyi geliyor bu yiyecekler,' diyordu. Tarhana çorbası, mercimek köftesi, hellim peyniri, yumurta sarısı. Sabahları benim yanıma kaynamış yumurta ve avokado koyuyordu.
Yumurta toplama günü eşim Almanya'dan geldi. Sabah dördümüz birlikteydik aslında: Eşim, annem, ben ve henüz toplanmamış yumurtalarım. Anesteziden uyandığımda ilk gördüğüm yüz annemin yüzüydü. 'On iki yumurta aldılar,' dedi gülümseyerek. Eşim koridorda dolaşıyordu, sekreter onu çağırdı. Annem benim elimi sıkı sıkı tuttu.
Embriyolar gelişirken eşim bir hafta kaldı, sonra geri döndü. Transfer günü gelmediydi onun için ayarlayamadık. Annem yine yanımdaydı. Beşinci gün üç blastosistim oldu, biri transfer edildi, ikisi donduruldu. Transfer sonrası annem bana 'Yat kızım, dinlen, ben sana her şey getiririm,' dedi. Yatağımdan iki gün kalkmadım, annem bana yemek getirdi, çay getirdi, telefonu getirdi.
İki haftalık bekleme süresi annemle baş başaydık. Annem her sabah dua ediyordu. Bir gün 'Anne, gerçekten oluyor mu sence?' diye sordum. 'Olur kızım, içimden geliyor, olacak,' dedi. Bilmem inanmasından mı, içime su serpilmesinden mi, ama o on dört gün boyunca anneme tutundum.
Beta günü sabahı kana gittik beraber. Sonuç akşam belli olacaktı. O akşam telefon çaldığında annem mutfaktaydı, ben balkondaydım. Sekreter 'Pozitif, 184,' dedi. Annemi çağırdım, balkonda ikimiz birlikte ağladık. Eşime hemen video aradım, o da ağladı.
Gebeliğim boyunca annem gitmedi. Şu an yedinci ayımdayım, hâlâ annem benimle. Eşim de iki ay sonra Türkiye'ye dönüyor. Anneme çok defa 'Senin için bu yorucu olmadı mı?' diye sordum. Her seferinde aynı cevabı veriyor: 'Anneler kızlarına yardım eder, kızlar da torunlarına. Bu hayatın akışı.'