Eşimle on iki yıldır evliyiz. Otuz dört yaşında ilk denememizi yaptık, başarısız oldu. Otuz altıda ikincisi, yine başarısız. Bir buçuk yıl ara verdik, kendimize geldik. Otuz sekizde, evlat edinme sürecini başlattık. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne başvurduk, evimiz değerlendirildi, evraklar tamamlandı. Liste yıllara dayanıyordu, ama biz bekleme listesindeydik.
İki yıl bekledik. Bu sırada, tüp bebek konusunu konuşmayı bıraktık. Evlat edinme bizim için 'bitirilmiş bir konu' gibi geliyordu. Sonra bir gün, kız kardeşimin doğum gününde, kuzenimin küçük kızı kucağımdayken, eşim bana baktı. 'Bir kez daha dener miyiz?' dedi. İçimde bir dalga yükseldi. Sustum. O gece eve döndüğümüzde uzun konuştuk.
Kırk yaşındaydım. Doktoruma gittim. AMH 1,1, eşinkinde sınırda azoospermi yoktu ama oligospermi vardı. Doktor 'üçüncü deneme şansı var ama kolay değil' dedi. Üreme genetik uzmanı bize PGT-A önerdi.
Bir karar verdik: bir deneme yapacaktık, son. Eğer olmazsa, evlat edinme sürecimizi devam ettirecektik. Eğer olursa, evlat edinme sürecini de hemen iptal etmeyecektik, kararı sonra verecektik.
Deneme bizim için tıbbi olarak iyi gitti. Yedi yumurta alındı, dördü döllendi, ikisi blastokiste ulaştı. PGT-A sonucu: bir tanesi normal. Tek embriyo transferi yaptık. Beta pozitif geldi.
Kızım şu an dokuz aylık. Doğumdan üç ay önce, evlat edinme sürecimizi sonlandırdık. Bu kararı çok uzun düşündük. Çünkü o iki yıllık süreçte, evlat edinmeyi sadece 'plan B' olarak değil, gerçek bir aile kurma yolu olarak içselleştirmiştik. Ama beden, biyolojik bağ kurabilecek bir şansa kapıyı açtığında, biz o kapıdan geçtik. Bunu suçluluk hissetmeden anlatıyorum, çünkü iki seçenek de meşrudur. Sadece bizim için, o aşamada, biyolojik gebelik şansı önce gelmeyi hak etti.
Genç çiftlere ve kararsız kalanlara birkaç söz: tüp bebek ve evlat edinme birbirinin alternatifi olarak düşünülürse, çoğu zaman bir karara varmak zorlaşıyor. Onları paralel düşünebilirsiniz; biri olmazsa diğeri devreye giriyor anlamında değil, ikisinin de kendi başına anlamlı yollar olduğu anlamında. Biz tıbbi olarak son şansımızı denedik, başardık. Ama denemiş olsak ve başarısız olsaydık, evlat edinme yolunu da koşmadan, gönüllü, neşeli bir şekilde yürüyecektik. Çocuk, beden gelir mi diyemiyorum, ama hayata gelir, evet. Hangi yoldan geldiği, sonradan onu sevmenizi belirlemiyor. Ben şu an kucağımdaki bebeğe baktığımda, evlat edinme listesinde bekleyen başka bir bebeğin yüzü de aklımdan geçiyor. Onu, hayalimde ayrı bir köşede saklıyorum. Belki bir gün, gerçekleşmemiş bir kapı olarak değil, bir yardım eli olarak hayatımıza girer.
İki yol arasında karar verirken bana yardımcı olan birkaç soru: 'Tıbbi olarak biyolojik gebelik şansım hangi düzeyde?', 'Maddi olarak iki yolun da getirdiği yük ne?', 'Eşim ile ben aynı yaşa kadar bekleyebilir miyiz?', 'Ailemin iki seçenekteki desteği nasıl olur?'. Bu soruları ezber bir cevapla geçiştirmedik; her birine ayrı oturumlar ayırdık. Evlat edinmenin Türkiye'deki bekleme süresi uzun, çoğu zaman üç-dört yıl. Bu sürede yaşımız ilerliyor, biyolojik şansımız azalıyor. Bizim için bu denklem, biyolojik denemeyi öne almayı meşru kıldı. Ancak bizim seçimimiz, evlat edinmenin değerini azaltmıyor; sadece bir aile için en doğru sıralama, başka bir aile için farklı olabilir. Karar verirken, başka çiftlerin yargılarını içselleştirmemeye çalışın. Sizin ailenizin hikâyesi, sizin yazdığınız bir hikâye olsun.