Eşim, mühendis olarak çok yoğun bir adam. Yıllık izinleri her seferinde son ana kalır, sonra da iki haftadan fazla izin kullanamaz. İlk tüp bebek denememizi İstanbul'da yapmıştık ve süreç iki ayı buldu, çünkü randevular arası boşluklar uzundu ve eşim her seferinde iznini bölüyordu. Başarısız oldu. İkinci denemede başka bir yol denedik.
Doktorumuz Kıbrıs'taki bir merkezle de çalışan biriydi. Bize, 'protokolünüzü buradan başlatırız, stimülasyonun son haftası ve yumurta toplama, transfer süreci için Kıbrıs'a gidersiniz' dedi. Eşim için bu teklif çekiciydi: tek seferde on günlük izin alıp gidip, iş yerinden uzakta süreci yaşayabilirdi. Ben ise 'tatil mi tedavi mi karışmaz mı' diye endişelendim.
Günaltı, Girne'de bir otel rezervasyonu yaptık, denize sıfır, ama klinik on dakika uzakta. İlk üç gün, klinikte folikül kontrolü, kan testleri. Akşamları sahilde yürüdük. Yumurta toplama gününde sabah erken kliniğe gittik, ben anestezi sonrası iki saat dinlendim, eşim spermi verdi. Otele döndüm, akşam hafif bir balık yemeği yedik. Ertesi gün dinlenme.
Beş gün sonra blastokist transferimiz oldu. Doktor 'iki saat dinlenin, sonra normal hayatınıza dönün' dedi. İki saat dinlendim, sonra kahvaltı için terasa çıktık. Eşimle hayatımızda en sakin kahvaltılarımızdan birini yaptık. İki haftalık bekleyişin ilk haftasını Kıbrıs'ta geçirdik. Yüzdüm, ama sadece sığ yerde, doktor onayıyla. Akşamları kitap okudum. Eşim çalışma e-postalarını kapattı.
O bekleyiş haftasında bir şey fark ettim: İstanbul'daki ilk denememizde, her gün işten çıkıp trafikte üç saat geçirip, eve geldiğimde bitkin bir şekilde iğnemi yapıyordum. Burada, akşam yedide deniz kıyısında oturuyor, iğnemi otelin balkonunda yapıyordum. Beden aynı bedendi ama zihin farklı bir yerdeydi.
İstanbul'a döndük, beta günü geldi. 88. Üç gün sonra 215. Pozitif. Şu an oğlum üç aylık. Adı, deniz manzarasını gördüğümüz o sabahla ilgili.
Kuzey Kıbrıs'ta tedavi olmak elbette herkes için uygun olmayabilir; mali boyutu, dil, tıbbi takip gibi soruları olan bir karar. Ama bizim için, tatil ve tedaviyi birleştirmek, sürecin stresini büyük ölçüde azalttı. Tıbbi olarak başka bir yerden farklı değildi belki, ama psikolojik olarak bambaşkaydı. Eşimle birlikte, hayatımızın o haftalık 'parantezini' tatil olarak hatırlıyoruz, korku olarak değil. Belki de bu, embriyonun tutması için en görünmez ama en gerçek faktördü.
Kuzey Kıbrıs'a tedavi için gitmeyi düşünen çiftlere birkaç pratik öneri: tatil ve tedaviyi birleştirirken, transfer öncesi ve sonrası birkaç günü 'sakin' planlayın, deniz kıyısında uzun yürüyüşler yerine, kitap okuma, sessizce oturma gibi aktivitelere yer verin. Klinik ile otel arasındaki mesafeyi 15 dakikadan fazla olmayacak şekilde seçin, çünkü kontroller ve transfer sabahları erken oluyor. Tatil sezonunun en yoğun haftalarını kaçınmaya çalışın çünkü trafik ve gürültü stresi artırabilir. Eşinizle birlikte gitmek mümkünse mutlaka birlikte gidin, çünkü iki haftalık bekleyişin bazı günlerini birbirinize yaslayarak geçirmek psikolojik olarak çok değerli. Ben Kıbrıs'a giderken sadece tedavi olarak değil, bir 'yeniden başlangıç' olarak gittim. Belki de zihnimin bu hazırlığı, klinik başarının görünmez bir bileşeniydi.